LOST sezon ÜÇ – bölüm bir!

Az önce Internet’te başka birşey ararken 22dakika.org adlı siteye (hayatın anlamını dizilerde arayanların sitesi) rastladım. Bu sitede Lost’un yeni sezon bölümleri ile ilgili yazılara rastlayınca, işi gücü bırakıp buna odaklandım. Ardından kendi Blog’uma oradan alıntı yapmaya koyuldum:

Lost 3. sezonun ilk bölümünden bir sahne

Beklediğimiz gün geldi çattı, ve 4 Ekim günü, Lost, 3.sezonuna a tale of two cities adlı bölümü ile başladı.
 
Hemen bir özet fakat uyarı: izlemediyseniz lütfen bu noktadan sonrasını okumayın!

Resme ilk bakışta Kate’in ‘flashback’lerinden birine ait bir sahne olduğu izlenimi uyansa da, hayır! – bu sahne adada şimdiki zamanda geçiyor!

 



Bölümümüz, yepyeni bir gözle başlıyor. daha sonra uzakça bir çekimden görüyoruz ki, kendisi daha önce de diziye katılacağını duyurduğumuz elizabeth mitchell. yine 2.sezon'da olduğu gibi, nostaljik sayılabilecek bir müzikle başlıyoruz. bize juliet rolündeki mitchell'ın hayatı hakkında azıcık bilgi veriyorlar. Kendisi biraz üzüntülü ve kendini toparlamaya çalışıyor. evini görüyoruz juliet'in, gayet modern bir ev, adeta wisteria lane evi diye nitelendirebilirim. Bu sahnenin devamı, Juliet'in evine gelen kişilerle (hiç birini tanımıyoruz) ve burada olan kitap klübü toplantısı ile devam ediyor. Bir stephen king kitabını tartışıyorlar ancak bu sahnede, önemli olarak düşündüğüm bir detay var. Klübün üyelerinden biri, kitabın kötü bir seçim olduğunu eleştiriyor ve "ben, bu kitabı asla okumazdı" diyor juliet'e. juliet'de sinirleniyor ve artık özgür ifadenin kalmadığından yakınıyor (gibi). burada sanırım bize vermek istedikleri fikir, hafif hiyerarşik bir durum olduğu. kimilerinin diğerlerine göre daha üstün yetkide oldukları. neyse efendim, tam bu tartışma sırasında, bir anda ortalık deliler gibi sallanmaya başlıyor. deprem gibi yansıtmışlar bu sahneyi, herkes kiriş altlarına koşturuyor. Ancak sallantı sonrasında, dışarı çıkıyorlar, ve herkes evlerinin dışında, merak içerisinde. İşte tam bu sırada, bir kapıdan "sahte henry gale" 'ı çıarken görüyoruz ve juliet'e yaklaşıyor. İşte bu sahnede bahsedilen "Ben" 'in, kendisi olduğunu görüyoruz. daha sonra hepsi gökyüzünde uçağın düşüşe geçtiğini görüyorlar. oceanic flight 815'in başka bir açıdan düşüşünü görüyoruz bu sahnede, şahane efektler eşliğinde. Daha sonra ben, goodwin ve ethan'a seslenip, birini uçağın arka kısmının düştüğü yere, diğerini ise bizimkilerin yanına yolluyor ve onlardan biri gibi davranmasını söylüyor. ve sonrasında, çok özlediğimiz dönen lost intro'muz. dizinin buraya kadar olan kısmı, bence en keyifli kısımlardan biriydi. genel olarak others'ın yaşam standartlarına dair bir fikir edinmiş olduk. daha sonrasında, diziyi jack, kate ve sawyer olarak 3 bölümde anlatacağım. jack a tale of two cities, zaten jack-odaklı bir bölüm. jack'in flashbackleri ile geçiyor genel olarak bölüm. jack'i ilk gördüğümüz an, belli ki başka bir hatch olan eski görünümlü bir oda. burada önemli bir detay var, jack'ten kan almışlar. bunun nedenini daha sonra öğreneceğiz tahminim. odaya dönersek, tamamen kapalı olan bu odanın bir yanı cam ve jack öncelikle kurtulmaya çabalıyor bir süre. daha sonra, cam'ın diğer tarafından, juliet karakteri giriyor sahneye. diziye dair sinir olduğum yegane olaylardan biri olan, doğru zamanda doğru soruların sorulmaması durumu yine söz konusu. hiç bir şey öğrenemiyoruz aralarındaki dialog'dan. daha sonra juliet, jack'e yemek öneriyor ve ilk başta reddetse de, daha sonra jack yemek almayı kabul ediyor. tabiki de beklendiği gibi, bu ilk yemek verme denemesi, jack'in juliet'e saldırması ile sonuçlanıyor ve kaçma denemesi yapıyor. kaçmaya çabalarken, ben'de karşılarına çıkıyor ve jack'in juliet'e açtırmaya çalıştığı bir kapıyı açarlarsa, hepsinin öleceklerini söylüyor. ancak tabiki de jack kapıyı açıyor, ve her yer su dolmaya başlıyor. neticede bir odaya girip kapıyı kapatıp kurtuluyorlar. bu sahnede iki tane detay var kanımca önemli olan; birincisi, juliet kaçarken, ben bir odaya girip kapıyı kapıyor juliet giremeden. buradan, ilişkilerinin biraz garip olduğunu anlıyoruz. ikinci detay ise, bulundukları yerin hydra adındaki su altı hatch'i olduğunu öğreniyoruz. burada köpek balıkları ve yunuslar üzerine araştırmalar yapılıyormuş. daha sonra, jack yine ilk uyandığı yerde uyanıyor ve yine juliet'i görüyoruz. bu sefer, juliet elinde bir dosyayla jack'le konuşmaya başlıyor. ve anlıyoruz ki, jack'in tüm geçmişine dair ellerine bütün bilgiler var. böylece jack'in güvenini kazanıyorlar ve en sonunda, juliet yemek vermek için dışarı çıkıyor, ve o sahnede, ben'i görüyoruz, juliet'i beklerken. ve ona teşekkür ediyor, işini iyi yaptın diyerek. burada bir bit yeniği var henüz çözülemeyen; göreceğiz. jack'in flashbackleri genel olarak oldukça sıkıcıydı kanımca. eski karısı sarah ile olan ilişkileri hakkında biraz daha fazla bilgi ediniyoruz, ama obsesif bir karaktere sahip olduğu dışında kayda değer bir bilgi yok jack hakkında. kate gelelim kate'e. kate'i bir duşta uyanırken görüyoruz. başında zeke olarak bildiğimiz ama bu sefer sakalsız olan karakter, kate'e duş almasını ve "o" 'nun beklediğini söylüyor. bu sahnede "o" nun kim olduğuna dair bir fikrimiz yok ama tabi ben olduğu tahmin edilebilir. bir de söylemeden geçemeyeceğim, kate bu bölümde inanılmaz güzeldi ve zeke'nin "tipim değilsin" şekilndeki bir tavrı, kafada farklı sorular oluşturmadı değil 🙂 güzel bir duş sonrası, kate için bırakılmış pek şık bir elbise görüyoruz. daha sonra kate'i alıp, sahile götürüyorlar ve tahmin edildiği gibi, orada şahane bir kahvaltı sofrasının başında görüyoruz ben'i. bu sahnedeki konuşma, en kritik konuşmalardan biriydi kanımca. ben kate'e, önümüzdeki iki haftanın çok kötü geçeceğini söylüyor, ve bu kahvaltının da öncesinde yaşayacağı son keyifli an olacağı için önemli olduğunu belirtiyor. inanılmaz merak ettim neler olacak 2 haftada. daha sonra tabi bu kraliçeler gibi sunulan hizmet, yerini bir kafese tıkılmaya bırak

“LOST sezon ÜÇ – bölüm bir!” üzerine 2 yorum

  1. Öncelikle tebrik ediyorum, blogu tasarım olarak çok başarılı bulduğumu söylemeliyim.

    Lost dizisi yine bizi esir edecek gibi gözüküyor, 3. sezonun ilk bölümünü, yayınlanmasının hemen arkasından seyredecek kadar şanslıydım. Bu sezona da bomba gibi girmişler, ister istemez yine bizi bir sonraki bölümü seyretmek zorunda bıraktılar.. Bu sezzonun bebim için bir farkı var, bir sonraki bölüm henüz yayınlanmadığı için download edip hemen seyretme şansım yok. 🙂

    Bu sezon oldukça farklı geçecek gibi gözüküyor ve kurgunun nereye yöneleceğini kestirmek de pek mümkün değil. Keyifle izleyip göreceğiz ama tek sorun beklemek zorunda olmak.:)