Can Dündar’dan Mustafa

Mustafa filminin afişi

Can Dündar’ın özellikle muhteşem fragmanıyla sansasyon yaratan belgesel filmi Mustafa 29 Ekim’de sinemalarda gösterime girdi.

Bense bu akşam izleme fırsatı bulabildim. Film, Mustafa Kemal Atatürk’ü ilk defa etten kemikten bizim gibi bir insan yönüyle işleyen bir yapıt, milli duygular anlamında da tam bir ilham kaynağı.

Sinema salonundan çıkarken kendini tutamayıp gözlerinden yaşlar gelen seyirciler de filmin başarısına başka bir örnek teşkil ediyordu.

Bununla beraber film, Mustafa Kemal’in özel hayatında, bir çoğumuz gibi (“bizden biri gibi”) gayrı-mükemmel bir insan olduğu hatta özel ilişkilerinde neredeyse tüm hayatı boyunca olduğu kadar özellikle savaş sonrası oldukça mutsuz ve yalnız olduğu üzerinde fazlasıyla dururken, onun dahi yanı, liderlik nitelikleri ve yönetsel becerileri üzerinde hemen hemen hiç durmamış, ya da çok az değinmiş. Laik görüşleri daha çok geçmişteki olumsuz kişisel tecrübelerden kaynaklanan obsesif bir din karşıtıymış gibi tasvir edilmiş.

Birer Türk olarak, onun, bugün benimsediğimiz ve yaşatmak için çabaladığımız görüşleri, hayran olduğumuz yanları, daha önce aldığımız yakın tarih bilgisine dayandığı için filmde bu yönlerine değinilmemiş olması birçoğumuz tarafından bir eksiklik olarak hissedilmese de, Atatürk hakkında hiçbirşey bilmeyen birinin – örneğin bu konuda hiç bilgi sahibi olmayan bir yabancının – Mustafa filmini izlediğinde onun ne kadar büyük bir dahi ve karizmatik bir lider olduğunu algılayabileceğine ihtimal vermiyorum.

Mustafa Filminin fragmanı

[flashvideo filename=/wp-content/flvids/Mustafa.flv /]

Film hakkında detaylar:

10 Kasım 2008, Atatürk’ün ölümünün 70. yıldönümü. Türkiye 70 yılda Ata’sı için dört başı mamur bir film yapamadı. Yapılan belgeseller, Türkiye ölçeğiyle sınırlı, belli bir dönemle kısıtlı ve resmi bir dilde tutsak kaldı. Selânik’ten Dolmabahçe’ye kadar hayatını başından sonuna mercek altına alan, onu şablonlardan uzak olarak askeri, siyasi, insani boyutlarıyla anlatan bir filmin eksikliği hep hissedildi. Mustafa, işte bu ihtiyaca cevaben hazırlandı.

15 yıldır Atatürk belgeselleri yapan, Sarı Zeybek’le seyirciyi Ata’nın insani yüzüyle tanıştıran Can Dündar ve ekibi, Mustafa adlı filmde, Atatürk’ün ölümünün 70. yıldönümünde Selanik’ten Dolmabahçe’ye kadar hayatını başından sonuna mercek altına alarak, askeri, siyasi ve insani yönlerini resmi dilin dışına çıkararak anlatmayı amaçlıyor ve seyirciyi, özellikle de yeni nesli Atatürk’ü yeniden keşfe davet ediyor.

Atatürk’ün Görülmemiş Fotoğrafları ve Not Defterleri

Özel izinle açılan Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı arşivleri başta olmak üzere, yerli ve yabancı bir çok arşivden derlenen Atatürk’ün daha önce görülmemiş fotoğrafları, hatıralarını yazdığı not defterleri, yakınlarına yolladığı çok özel mektuplarından, günlüğüne, elyazmalarına kadar pek çok belge filmde yer alıyor. Atatürk’ün şu ana kadar bilinen en eski fotoğrafını da seyirci ilk defa bu filmde görecek…

Künye bilgileri

Yapım : 2008, Türkiye
Tür : Belgesel
Yönetmen : Can Dündar
Senaryo : Can Dündar
Oyuncular : Bahadır Yazıcı, Gökhan Akyüz, Burak Onaran, Ediz Mehmedali
Seslendirenler : Yetkin Dikinciler, Beyhan Saran, Arif Soysalan
Görüntü Yönetmeni : Candan Murat Özcan
Müzik : Goran Bregovic
Vizyona giriş tarihi : 29 Ekim 2008
Web sitesi : www.mustafa.com.tr

“Can Dündar’dan Mustafa” üzerine 12 yorum

  1. Atatürk tartışmaları

    Atatürk konusunda neyi anlatmalı? Gerçeği. Ama Bertrand Russel’ın dediği gibi, yağmurun yağışı da bir gerçektir, masanın dört ayak üstünde durduğu da.

    Hangi gerçeği anlatacaksınız?

    Bu bir seçme meselesidir ve ünlü Alman atasözünde söylenildiği gibi, “Seçmek işkencedir!”

    Atatürk hakkında bir belgesel yapmak gazete hazırlamaya benziyor.

    Haberlerde neyi büyük, neyi küçük göreceğiniz önemli.

    Ben şu kadarını söyleyeyim: Atatürk’le ilgili bazı açıklamaları beğenmeyenlerin belgesele karşı çıkma hakları vardır ama Can Dündar’a gösterilen tepkiler çok aşırı.

    Bugüne kadar bağrına bastıkları Dündar’ı neredeyse vatan hainliğiyle suçlayacaklar.

    Beğenmeyen beğenmediğini söylesin ama ölçülü olsun.

    ***

    Bu belgeselde Atatürk’le ilgili hiçbir bilinmeyen yok. Bazı kişiler belki bunları ilk kez duyuyorlardır ama bu konuda kitap okuyanlar, bütün bu detayları bilir.

    Kaldı ki Atatürk’ün manevi oğlu gibi konular manşetlerde, gazete sayfalarında çarşaf çarşaf işlenmiştir.

    Ne Zübeyde Hanım’ın ikinci evliliği sırdır ne de diğer konular.

    Benim Can’a katılmadığım nokta, devlet kurucu dâhiyi bütün dünya ayakta alkışlamışken ille de kişisel zaaflar konusuna odaklanmaktır.

    Bunlar teferruattır.

    Onun bütün hayatını, savaşlarını, dünyanın hayranlığını çeken reformlarını ve büyük kişiliğini kapsamlı olarak anlatırsınız da ayrıntı olarak zaaflarına da eğilirsiniz.

    Her şey gibi bu da bir ölçü meselesi.

    Ama şu unutulmasın: Can en iyi Atatürk uzmanlarından birisidir ve onu karalamak gibi bir niyeti asla olamaz.

    ***

    Bence bütün bunların sebebi ne biliyor musunuz?

    Atatürk konusunda hâlâ aşamadığımız komplekslerimiz.

    Yirmi yıldır kaç kere yazdım bilmiyorum: Türk toplumunun Atatürk’le ilişkisi, baba oğul ilişkisine benzer.

    Her çocuk önce babasını gözünde büyütür, onun dünyanın en kahraman insanı olduğunu, herkesi dövebileceğini düşünür.

    Biraz büyüyünce bakar ki babası öyle bir kişi değil bu kez aşırı bir tepkiyle babasını yerin dibine sokar, olmadığı kadar zayıf görür.

    Ama üçüncü aşamada her şey yerli yerine oturur ve babasını anlar, kavrar, ona saygı duyar.

    Türkiye şu anda ne yazık ki ikinci aşamayı yaşıyor.

    Atatürk’e hiç yakışmayan askeri darbelerin resmi Atatürk baskıları sonrasında bu sefer de Atatürk’te kusur aranıp duruluyor.

    Bu da geçecek ve biz yakında gerçek Atatürk’ü kavrayacağız.

    Hiç şüpheniz olmasın.

    Atatürk’ün büyük devrimciliği bu tartışmaları ezer geçer.

  2. Can Dündar’ın belgeselinde Atatürk’ün yüksek idealleri ve amaçları üzerinde yoğunlaşmak yerine, Atatürk’ün aldığı – ve kanımca alınması Cumhuriyetimiz için hayati zorunluluk teşkil eden – kimi kararları Atatürk’ün kişiliğine zarar verecek şekilde kullanması kabul edilemez.

    İkinci olarak, Mustafa Kemal’i Ataturk yapan ve en büyük savaşlardan biri olan Çanakkale savaşına son derece az yer verilirken, Ataturk’un özel hayatına, özellikle Madame Corinne’e yazdığı mektuplara gereksiz derecede fazla yer verilmiştir.

  3. tek kelimeyle süperdi eleştirenlere şaşırıyorum inanamıyorum bunun
    altında başka bir şey oldugunu düşünüyorum muhteşemdi. Atatürk’e hayranlığım sizin sayenizde bin kat daha arttı…

  4. Mustafa filmi değil ama bu tapınmacı Atatürkçüler soğutuyor beni konudan. Filmden Ataya hayran olarak çıktım. İnsani özellikleri, zaafları, hataları var diye sevmeyecekseniz zaten işiniz olmasın. Dinci kesim sizin bu tavrınız yüzünden tepki veriyor belkide.

  5. Bazı şeylerin bu ülkede anlatılması görsellestirilmesi dokunuyor bizim insanımıza. Hepimizin bildiği şeyler ancak bazı insanlar için bunun dillendirilmesi ülke açısından ve çıkarları açısından büyük bir kayıptır. Bunun üzerinden rant sağlayanlar ve buna inanlara yazıklar olsun diyorum.

    Kusurumuz varsa af ola
    Saygılarımla

  6. Utandım çocuk

    Beni anlatan bir film yapmışsın .

    Kızgınım, utanç içindeyim.

    Sana değildir kızgınlığım. Filmdeki Mustafa’dan da utanmış değilim.

    Başaramamışım, bundandır utancım.

    Komutam altında, bu vatan için kanını akıtan Türk askerlerinden utandım.

    “Özgürlük” demiştim, benim karakterimdir.

    “Bilim” demiştim, tek yol göstericidir.

    Sen, “Karanlıktan korkardı” demişsin benim için.

    Korkardım evet. Bu ulusu boğmak isteyen karanlıklardan çok korktum.

    Ama insaf be çocuk, korkup da kaçmadım ya.

    Söküp atmadım mı o karanlığı bu ülkenin üzerinden?

    Diktatör demişsin bir de. Hiç okumadın mı çocuk?

    Nerde benim nesilleri emanet ettiğim öğretmenler?

    Anlatmadılar mı sana?

    Başkomutan olarak cepheden cepheye koşarken ve bütün kararları tek başıma alabilecekken neden bir meclis kurdum ben çocuk? Böyle diktatör olur mu?

    Ah be çocuğum.

    Neden, nasıl düşman ettiler seni bana?

    Baktım aşktan, sevgiden, aileden bahseden güzel şeyler yazmışsın bugüne kadar.

    Belli ki,çalışkansın, zekisin. Kara cüppeleri ile milletin ümüğüne çökmüş olan yobazları çok iyi anlarım da çocuk, seni anlayamıyorum.

    Onlar zaten hiç sevmedi beni. Yüzyıllardır süren iktidarlarını çekip almıştım ellerinden.

    Sevmeyecekler beni elbette…

    Peki sen çocuk, sen neden kol kola girdin bu kara kalplilerle?

    Dedim ya, sana değil kızgınlığım.

    Başaramamışım.

    Anlatamamışım demek ki özgürlüğün kıymetini, bağımsız bir ulusun, onurlu özgür bireyi olmanın ne büyük bir nimet olduğunu.

    Yazık olmuş, onca vatan evladının kanına, onca ananın göz yaşına.

    Veremem ki şimdi hesabı, ne o gencecik bedenlere, ne de gözü yaşlı analara.

    “Bu muydu uğruna bizi ölüme gönderdiğin vatan?” derlerse,

    “Bu nesiller miydi,ölen evlatlarımızın kanıyla kurduğun ülkeyi emanet ettiğin?” diye sorarlarsa ne derim ben onlara be çocuk?

    Olmadı be çocuk… olmadı.

    M.Kemal Atatürk

  7. Mustafa filminde goremedigimiz, ama filimde genis yer tutan icki sofrasinin yerine yeni nesillerin bilmesi gereken bir hikayeyi paylasiyorum.
    **************
    Iki satirlik bir telgrafin yarattigi bilim adami
    Ord.Prof.Dr. Sadi Irmak’in anisi
    “Istanbul Universitesi’nde ogrenci oldugum siralar, okul duvarinda bir ilan gordum:
    “Avrupa’ya talebe yollanacaktir. ”
    Allah Allah, dedim! Ulke yikik dokuk, her yer virane, Lozan yeni imzalanmis, bu durumda Avrupa’ya talebe… Luks gibi gelen bir sey…
    Ama bir sansimi denemek istedim. 150 kisi icinden 11 kisi secilmisiz. Benim ismimin yanina Ataturk, “Berlin Universitesi’ne gitsin.” diye yazmis.
    Vakit geldi, Sirkeci Gari ‘ndayim;ama kafam cok karisik.
    Gitsem mi, kalsam mi? Beni orada unuturlar mi? Para yollarlar mi?
    Tam gitmemeye karar verdigim, geri dondugum sirada bir post muvezzi ismimi cagirdi.
    “Mahmut Sadi! Mahmut Sadi! Bir telgrafin var.”
    “Benim” dedim.
    Telgrafi actim, aynen sunlar yaziyordu:
    “Sizleri bir kivilcim olarak yolluyorum, alevler olarak geri donmelisiniz.”
    Imza
    Mustafa Kemal
    Okuyunca dusunduklerimden olaganustu utandim. “Simdi gel de gitme, git de calisma, don de bu ulke icin canini verme” dedim.”
    “Dusunun 1923’te o kadar isinin arasinda 11 ogrencinin nerde, ne zaman, ne hissettigini sezebilen, ona gore telgraf ceken bir liderin onderliginde bu ulke icin can verilmez mi?”
    Cok basarili oldum. Ulkeme alev olarak dondum. Once Istanbul Universitesi Genel ve Beseri Fizyoloji Enstitusu’nu kurdum.
    Kursu baskani oldum. Daha sonra ulkemin basbakanligini yaptim.
    Ben kim miyim?
    Ben sadece iki satirlik bir telgrafin yarattigi bilim adami Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak’im.”
    __._,_.___ ,_._,___